fbpx

Eklem Kireçlenmesi Nedir? Bursaspor TV

Prof. Dr. Ömer Faruk BİLGEN'in Katıldığı TV Programları Ve Verdiği Röportajları Videolar Sayfasından Takip Edebilirsiniz.

Hakkımda

Prof.Dr. Ömer Faruk Bilgen 1957 yılında Mersin’in Tarsus ilçesinde doğdu. Evli ve 2 kız babası olan Prof.Dr. Ömer Faruk Bilgen 1981 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu.

Güncel Videolar

Takip Edebilirsiniz

Prof.Dr. Ömer Faruk Bilgen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı

Ben bugün sizlere Eklem Kireçlenmesi hakkında bilgi vermek istiyorum. Yani bizim normalde ağırlık taşıyan eklemlerimiz, diz ve kalça eklemlerindeki kireçlenmeler hakkında… Halk arasında böyle söylenir. Biz de kendi aramızda “Osteoartit” diye adlandırıyoruz bunu. Buna baktığımız zaman, “Sebep ne? Ne zaman olur? Hangi yaşlarda olur?”, diye düşünüp, bu soruları sorduğumuzda, tabii ki orta yaş ve sonrasıdır. Orta yaş ve sonrası dediğimiz, 65 yaşından sonra, 70 yaşından sonra, eklemlerin kıkırdak yüzeylerini kaybetmesi sonucunda ortaya çıkan bir hastalık. Tabi bu erken yaşlarda olmaz mı? Olur. Erken yaşlarda da ortaya çıkabilir. O zaman bir gelişimsel bozukluk olabilir ya da bir travma geçirmiştir hastamız. Kırık olmuş olabilir. Eklem içerisinde bir kırık olmuş olabilir ya da bir enfeksiyon geçirmiştir. Eklemde enfeksiyon geçirmiştir. Eklemin yakın komşuluğunda, onun bütünlüğünü sağlayan bir eklemde iltihaplanma meydan gelmiştir. Dolayısıyla ekleme açılmıştır. Bu sebepten dolayı olabilir ya da kötü kullanım sonucunda erken ortaya çıkabilir bunlar. Bu kötü kullanım içerisinde (bu ev hanımlarında olur), evde hırpalar kendisini, evde çok kötü diz ve kalça eklemi kullanımı vardır. Bu sebeplerle ortaya çıkar. Bu kullanıma kötü derken, çok dizini kıvırmak, çok merdiven inip çıkmak, çok uzun yürüyüşler yapmak, çok aşırı spor yapmak… Bunlar da tabi eklemlerimizin, ağırlık taşıyan eklemlerimizde kıkırdak aşınmasına sebep olabilir.

Büyük bir çoğunluğu genç yaşlarda, 35-40-45-50 yaşlarında ortaya çıkan eklem ağrılarının, Osteoartit’e bağlı eklem ağrılarının en büyük sebebi gelişimsel bozukluklardır. Kötü kullanmadır. Vücut ağırlığının fazla olmasıdır. Kilo, çok sıkıntılı bir durumdur. Bunun mutlaka spor, egzersiz, günlük aktivitelerin düzenlenmesi ile kilo kaybederek eklemlere binen yük azaltılabilir. Şöyle bir örnek vermek gerekirse: Her adım attığımızda, vücut ağırlığımızın aşağı yukarı, 10 katı bir kuvveti yerden geri alırız. Bu ne demek? Eğer siz 80 kilo iseniz, her adım attığınızda 800-1000 kilo bir kuvveti yerden geri alırsınız. Bu ayak bileğimizden, diz eklemimizden ve kalça eklemimizden geçer. Bir de şöyle düşünelim: Bir insan bir yılda 5 milyon kez hareket yapar. Yani bu 5 milyon kez harekete eklemler nasıl dayanıyor? Düşündüğünüzde, yani yaradan bunu böyle yaratmış. Bozulmuyor normal şartlarda. Ama siz çok kullanır, kilo alır kullanır, devamlı merdiven iner çıkarsanız ve bunun yanı sıra adale gücünüz yeteri kadar kuvvetli olmaz ise bu eklemler bozulur. Başta da söylediğim gibi gelişimsel bozuklukların, anne karnındayken ortaya çıkan bozuklukların veya eksik gelişmenin uzun yıllar sonra bize yansıması böyle olur.

Eklem kireçlenmesi nden kasıt ise kıkırdak aşınır ve bu aşınma ile vücut ağırlığını taşıyacak yer bulamaz. Eklem içerisinde o zaman yeni yüzeyler oluşturmaya çalışır. Kemik, yeni yüzeyler oluşturmaya çalıştığı zaman röntgene baktığımızda, hastanın kalça ve diz filmi çekip baktığımızda, orada yeni kemikleri görürüz ve biz bunlara kireçlenme olmuş diye anlatıyoruz. Bunun ilk bulgusu nedir? Neler olur da hasta şikâyet eder? Tamam, kireçlenmiş olsun diyebiliriz. Ağrı… En önemli sebep ağrı… Dizde, kalçada, ayak bileğinde ağrı ortaya çıkar. Ama en çok bacaklarımızda tutulan yerler, dizler ve kalçalardır. Burada kıkırdak aşınması olduğu zaman, o normal halinde 8-10 katı kadar vücut ağırlığımızı taşıyan eklemimiz artık bunu dengeleyemez ve düzgün bir şekilde bu ağırlık eklem içerisinde geçmez. Bir yere birikir güç… Dolayısıyla ağırlık taşıyan alan azaldığı için eklemde kemik ağrısı ortaya çıkar. Sinovyal dokunun, yani eklem içerisindeki zarın oluşturduğu kimyasal değişiklikler sonucunda yanma tarzında dizde ya da kasık bölgesinde (kalça için söylüyorum), ağrılar ortaya çıkar. Bu böyle giderken, artık bir süre sonra gece ağrıları ortaya çıkmaya başlar. Buna da istirahat ağrısı diyoruz. Hastamız gündüz aktivitelerini yapar, “Doktor bey, gündüz geziyorum, dolaşıyorum, işimi yapıyorum, ama gece ağrım artıyor.”, demeye başlar. Bu biraz daha hastalığın ilerlediğini ve ileri bir safhaya geçtiğini gösterir. Bir süre sonra ağrı artık devamlı hal alır. Gündüz ağrır, gece ağrır, devamlı ağrır. Genellikle hastalar bize bu zaman gelir. “Artık ağrıya dayanamıyorum. Ne olacaksa olsun.”, diye gelir. İşte bu zaman, önceleri hareket açıklığında kısıtlılık normal, herhangi bir şey olmuyorken hastalarımız, “dizimi kıvıramıyorum, kalçamı çok hareket ettiremiyorum, çömelemiyorum, merdiven inip çıkamıyorum, namaz kılamıyorum.”, demeye bailar. Çünkü kısıtlılık olduğu için eklem hareketlerinde, artık “sandalyede oturmaya başlıyorum.”, demeye başlarlar. İşte bu safhada artık hastamızın ameliyata ihtiyacı vardır.

Bu ameliyat döneminde yapılacak (yapılması lazım). Bu söylediğim, artık işin sonuna gelmiş hastalarımız için, protez uygulamaları yapmak gerekir. Bu hastalarımızın birçoğu orta yaşın başı diye değerlendirdiğimiz dönemdedir. 65 yaşından sonraki dönemde, hastalarımıza protez yapma ihtiyacı ortaya çıkabilir. Ama bir de bunun bahsettiğim gibi erken dönemi var. Bu erken dönemde, yaşın genç olduğu 20-30-40-50 yaşlarda, bu hastalara düzeltme ameliyatları yapılabilir. Kalçaya, dize, kıkırdak aşınmasından dolayı kaybettiği normal yapısı vardı ya, işte bu yapıyı tekrar kazanabilmek için, -ki hiçbir zaman normali gibi olmaz-, tekrar ağırlık taşıyan yüzeyin düzgün bir şekilde ağırlığı taşıması ve ağırlığın bir bölgeye değil de eklemin tamamına yayılmasını sağlayacak düzeltici ameliyatlar yapılabilir. İşte bu düzeltici ameliyatlara biz, osteotomi diyoruz. Yani kemiği kesiyoruz, düzeltiyoruz ve tekrar kaynamasını bekliyoruz. İşte bunlar, kıkırdak aşınması başladığında, ağrı ilk ortaya çıktığı zaman yapılacak kurtarıcı ameliyatlardır. Bunlar yapıldığı zaman ister kalçada, ister dizde biraz evvel bahsettiğim gibi en az 10-15 yıl kadar bir süre kazanırız. İşte benim burada en önemli söyleyeceğim şey şu: Bu dönemi lütfen kaçırmayalım. Bu dönem hastalarımız için çok kıymetli bir zamandır. Yani ne demek istiyorum? Ağrılarımız ortaya çıktığında bir doktora müracaat edin. Size yol göstersinler. Düzeltici ameliyatlar yapılabilir. Çünkü protez ameliyatları yapılabilir. Çok büyük faydaları var. Çok iyi sonuçları var. Ama ondan önce yapılacak ameliyatları, o fırsatları, yani kendi kemiğimiz ile kendi eklemimiz ile hareket etme fırsatını bize veren bu osteotomi, düzeltici ameliyatlar dediğim ameliyatları uygulama şansını kaybetmeyelim. Bu önemli bir aşamadır, bu yapılırsa iyi olur.

Bunun dışında ne olabilir? Kalça çıkığı, doğumsal kalça çıkığı ameliyatları yapılabilir. Bunlar da bir eklem kireçlenmesi ve ağrı sebebi olabilir. Hastalarımızın kalça çıkığında belde, dizde, kalçada ağrının yanı sıra bu tür ağrılar olabilir. Bunların yaşına pek dikkat etmiyoruz. Hastada ağrı ortaya çıktığında, günlük yaşam aktivitelerini azalttığında, diğer osteoartitte de aynı şeyi yapıyoruz. O zaman kalça çıkığı gibi durumlarda yaşı çok önemsemiyoruz. Çok erken yaşta da yapmak iyi değil. 20-25 yaşından sonra bu hastalarda protez ameliyatları yapılabilir. Bunların da kendilerine göre teknik zorlukları var. Benim hastalarımızdan ricam, önemli uyarı: Lütfen araştırsınlar, baksınlar. Artık ortopedi branşlara ayrıldı. 7 tane alt branşımız var. Ben mesela aşağı yukarı 30 yıldır sadece artroplasti, yani eklem cerrahisi yapıyorum. Dolayısıyla diğer branşlar içerisinde omurga, el, travma cerrahisi ve bütün branşlar var. Çocuk ortopedi cerrahisi… Bunların hepsi ayrı ayrı branşlar olup, bizim ortopedi içerisinde farklı hekimler tarafından sürdürülüyor, yapılıyor. Benim uğraştığım eklem cerrahisi… O nedenle bu kireçlenmelerden bahsettim. Farklı ameliyatlar var uygulanan. Benim hastalarımızdan ricam, bu işi iyi yapan, iyi merkezlerde ve gerçekten bu işe gönül vermiş hekim arkadaşlarla buluşup, kendilerinin tedavilerini bu manada yaptırmaları. Çünkü bunların kendilerine has bir takım sorunları var. Bu ameliyatlar büyük ameliyatlardır. Çok iyi yapılması lazım ve takiplerinin çok iyi yapılması lazım. Hastalarımızın 4-5 ay, bir sene devamlı kontrol altında tutulması lazım, ki ortaya çıkacak sorunların çözümü anında olsun. İster düzeltici ameliyat, ister protez ameliyatı yapılsın. Her birini kim yapıyorsa, ne yapıyorsa, nerede yapıyorsa çok iyi yapması lazım. Bunlar çünkü hareket sistemi ile ilgili işlerdir. Bir örnek verecek olursak, genel cerrahi ameliyatını olduğunuz zaman yemeğinizi yersiniz, mideniz hareket eder, bağırsaklarınız çalışır ve bir süre sonra iyileştikten sonra büyük oranda sorun çıkmaz. Ama bizim ortopedi ameliyatlarda kırık ameliyatlarındaki gibi demiyorum. Benim uğraşı alanı içerisindeki artroplasti, yani eklem cerrahisi, yani protez ameliyatları, özellikle implantı yaptıktan sonra artık hastanın kullanım süresi başlamış oluyor. Bir protez ameliyatının, 30 yıl gidecek şekilde yapılması lazım. Hastayı ameliyat ettiğiniz günden itibaren, o günden düşmeye başlıyor. Onun için ne kadar iyi yaptınız, ne kadar düzgün yaptınız, 30 yılı yakalama şansınız o kadar yüksek oluyor. O nedenle kullanılan malzemeler, yapan doktorun bilgisi ve becerisi, yapılan yerin niteliği, ameliyathanesi, hastanenin kalitesi ve düzgünlüğü önemli. Ülkemizde bunu sağlayacak birçok yerler var. Hastalarımız kendilerine uygun hekimi ve yerleri bulup, bu ameliyatları olabilirler. Eklem cerrahisi son yıllarda çok gelişti ve çok ilerlemeler oldu. Bunları takip etmek lazım. Zaten hastalıkları veya bunların yapılma şekillerini internet ortamında gayet rahatlıkla bulup, inceleyebiliyor hastalarımız. Dolayısıyla bunlar, esas itibari ile eklem hastalıkları, günlük aktivitelerimiz ve yaşam kalitemizi etkileyecek en önemli sıkıntıları ortaya çıkaran hastalıklardır. Dolayısıyla eskisi gibi değil. Hastalarımız, “ben evde oturuyorum. Bekleyeyim. Ne olacaksa olsun.”, demiyor artık. Doğal olarak, “yapılacak bir şey varsa yapılsın. Ben de aktif olarak yaşayayım, gezeyim. Ben de ne kadar ömrüm varsa bitsin.”, diye bir mantık gelişiyor, ki doğrusu da budur. Benim anlatacaklarım özetle bu kadar. Hepinize sağlıklı ve iyi günler dilerim.